Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Hukuk Sosyolojisi

  • 26 Mart 2021
  • Hukuk Sosyolojisi için yorumlar kapalı
  • 211 kez görüntülendi.
Hukuk Sosyolojisi

Hukuk sosyolojisi; hukukun cemiyetsel yaşamdan nasıl doğduğunu ve cemiyetsel yaşam üzerindeki tesirlerini inceleyen, hukuku cemiyetsel sürecin bir mahsulü olarak ele alan bilim dalıdır. Sosyolojik açıdan bir hukuk kaideyi ancak fiilen uygulanıyor ise vardır; hakikatliği kanun koyucu tarafından konmuş olmasında değil, insanların lüzumlarını karşıladığı için ona uyulmasında gizlidir. Misalin; kanunuma faaliyetinde zafer, hukuk ile cemiyetsel yaşam […]

Hukuk sosyolojisi; hukukun cemiyetsel yaşamdan nasıl doğduğunu ve cemiyetsel yaşam üzerindeki tesirlerini inceleyen, hukuku cemiyetsel sürecin bir mahsulü olarak ele alan bilim dalıdır. Sosyolojik açıdan bir hukuk kaideyi ancak fiilen uygulanıyor ise vardır; hakikatliği kanun koyucu tarafından konmuş olmasında değil, insanların lüzumlarını karşıladığı için ona uyulmasında gizlidir. Misalin; kanunuma faaliyetinde zafer, hukuk ile cemiyetsel yaşam arasındaki geçimin sağlanmasına bağlıdır.
Hukuk ile cemiyetsel yaşam arasında geçimsizlik hali her zaman gözlemlenebilir.Bunun nedeni, bazen hukukun uysal ve yakalayıcı şahsiyetinin yaşam dinamizmine ayak uyduramaması ve kanun koyucuların cemiyetsel hakikatlik hakkında yeterli bilgi sahibi olmamalarıdır. Şöyle ki çocuk kabahatliliğini önlemek üzere bir kanun krokiyi hazırlanmak istenirse, öncelikle kabahatli çocukların üye olduğu sınıfların değişikliği, bunların neden oldu
ğu fırsat denksizliği, tavır sapması ve tüm etmenleri ve bunların ardından çocukların psikolojik vaziyetleri karşımıza çıkacaktır. Tüm bu suallerin sosyolojik ve psikolojik açıdan irdelenmesi gerekecektir. Aksi halde bu meselelerin esasında uyuyan problemlerin kaynağına inmedikçe kanuni tertip etmelerde de zafere erişilmesi muhtemel olmayacaktır.
Hukuk Sosyolojisi, kısa bir geçmişe sahip olması sebebiyle oldukça genç bir bilim dalıdır. Hukuk SosyolojisiAd babası İtalyan Hukukçu D. Anzilotti’dir. Anzilotti, 1892 senesinde yayımlanan “Filosofia del Diritto e la Sociologia” adlı yapıtında bu yeni bilim dalının görevini, yasal hadiselerin amprik tahlili olarak belirtmiştir.

Hukuk sosyolojisinin mevzusu şunlardır:
*Cemiyetlerde ortaya çıkan hukuk olgusunun cemiyetsel yaşamdaki asıl kaynakları
*Hukukun doğuşunu ve metamorfozunu etkileyen tüm faktörler; coğrafi konum,abuhava,popülasyon yoğunluğu, din, örf-adet, nezaket kumpasları, dünya görüşleri, fikirler, ideolojiler ekonomik ve siyasal yapı vb…

Hukuk Sosyolojisinin Temsilcileri

Hukuk sosyolojisinin asıl lideri olarak İlk Çağda Aristo, çağdaş zamanlarda Montesquieu gösterilir. Ancak Montesquiehu’dan evvel hukuk, cemiyet ve devlet hakkında sosyolojik görüşleriyle dikkatleri üzerine sürükleyen, Orta Çağ’ın karanlıkları arasından bir ışık gibi beliren İslam düşünürü İbni Haldun’nam hukuk sosyolojisine hizmetleri çok büyüktür.
Aristo; “Etika ve Siyaset”adlı yapıtlarında hukuk sosyolojisinin en ehemmiyetli mevzularına değinmiştir. İlk Çağ’da hukuku yaratan olgunun cemiyetsel ilişkiler olduğunu sarihçe belirtmiştir. Ona göre; her varlığın bir gayesi vardır, bu gaye o varlığın bizzat kendisinde gizlidir. Bu sebeple gayenin bulguyu için daha evvel natürel ya da cemiyetsel hakikatliğin araştırılması ve bilimsel bilgiye erişilmesi gerekir.
Aristo insan ilişkilerini de araştırmıştır. Aristo’ya göre; her topluluğun emeli” İYİLİK”tir. Her topluluk bu emeli hakikatleştirmek üzere kurulmuştur. Devletin gayesi ise azami iyiliğe erişmektir. Devlet tüm yurttaşların ortak iyiliğini hakikatleştirmekle, aile ve köylerin muhteşem ve kendine yeterli, yurttaşların ise mutlu,erdemli olmalarını, gururlu bir yaşam sürmelerini sağlamakla mükelleftir. Aristo’ya göre; bir idare şekli tamın iyiliğine kastediyor ise iyidir; yalnız kendini düşünüyor ise makûstur.
İbn-i Haldun; Batı literatüründe ona “Arapların Montesquieu’su” denmektedir. İbn-i Haldun’un sosyal vakalarla ilgilenmesinin reel sebebi, kendi zamanındaki tarih bilimini tenkit etmek, cemiyetsel hadiselerden yola çıkarak tarihi kanunların bilgisine erişmekti. Mukaddime isimli yapıtında iyi bir tarihçi olmak için dedikodulara katlanılmaması gerektiğini belirtmiştir. Muhtelif ulusların büyümelerini de peş peşe sıralamanın bir ehemmiyetinin olmadığını anlatmış, ehemmiyetli olanın bu büyümelerin gizini çözmek olduğunu vurgulamıştır.
İbn-i Haldun, “Ümran” bilimi ile fikir dünyasına yenilik getirmiştir. Ümran bilimi bir taraftan bilimsel tarihçiliğin prensiplerini sarihlerken bir taraftan da sosyolojinin esaslarını atmıştır. İbn-i Haldun’a göre Ümran, ”İnsanların ve bireyin dünyanın insan yaşabilecek yerlerinde bir araya bir araya gelerek yaşamaları ve yeryüzünü imar etmeleri” demektir. Bugünkü sosyolojik kavrayışla, cemiyet haline gelme ve cemiyet yaşayışını sürdürmedir. Mevzusu ise şöyle tanımlamıştır: Geçmiş çağlarda yaşamış kavimlerin vaziyetleri ve yaşayışlarında alana gelen farklılıklar; bunların yöneti ve ülkeyi ellerine geçirmelerinin nedenleri, insan topluluklarının şahsiyetleri, yerleşik ve göçebe yaşam sürme, göçler ve popülasyon hareketleri; devletlerin efor kazanmaları, çökmeleri, bilim, sanat, ticaret hadiseleri; zaman içinde bu vaziyetlerin değişmesi ve metamorfoz nedenlerinin araştırılması… Anlaşılmıştır ki İbn-i Haldun, bugünkü sosyolojinin yaptığı gibi cemiyetleri araştırmış, sınıflara ayırmış, cemiyetsel metamorfozları ve sebeplerini incelemiştir.
İbn-i Haldun, bugün sosyal bilimlerin araştırdığı cinsli hadise ve olgu gruplarının tümünü sarihliğe kavuşturamamıştır; kendisi de bu vaziyetin farkındadır ve en ehemmiyetli yapıtı olan “Mukaddime’nin” sonunda kendi bilgilerinin hudutlu olduğunu sarihçe kabul ederek, şu sözleri söylemiştir: ”Bir bilgiyi ilk evvel ortaya koyan kimsenin ödevi, o bilginin mevzularını atama etmek, kısımlarına ayırmak, o kısımlarda araştırılan mevzular hakkında söz söylemektir. O kimseden sonra yetişenler ise o bilgiyle olan sorunları azar azar o bilgiye ilaveler ve onu bu yolda ilerletirler.”
Montesquieu; geniş bir tarih kültürüne sahip olan düşünür, usun ışığı altında cemiyet kumpasını ve meselelerini yer ve zaman kapsamında araştırmıştır. Montesquieu, insan şahsiyetinin şekillenmesinde dolayısıyla cemiyetlerin şekillenmesinde abuhava gibi natürel faktörler gibi din, örf-adet, nezaket ve idare şekli gibi cemiyetsel etmenleri gizemelerken bunların arasına kanunları katmıştır. Böylece cemiyetsel kumpasın sağlanmasında kanunların tek başına tesirli olmadığını vurgulamıştır. Ona göre; aklen bulunabilecek en muhteşem kanunlarla dahi bir cemiyeti istenilen şekle sokmak muhtemel değildir. Cemiyetsel yaşamı tertip etmede kanun koyucuların rolü vardır ancak bu hudutsuz değildir. Zira kanun koyucu da içinde bulunduğu şartlara bağlıdır. Görüldüğü üzere Montesquieu, cemiyetsel kumpasın sağlanmasında hukukun dışında kalan cinsli etmenlerin varlığını dikkat toplamıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

maltepe escort ataşehir escort idealtepe escort anadolu yakası escort kadıköy escort bostancı escort pendik escort ataşehir escort şişli escort göztepe escort pendik escort kartal escort bostancı escort erenköy escort maltepe escort pendik escort bostancı escort ümraniye escort şerifali escort kartal escort maltepe escort tuzla escort pendik escort anadolu yakası escort acıbadem escort ümraniye escort escort bayan maltepe escort ümraniye escort ataşehir escort kadıköy eskort pendik eskort ataşehir escort ümraniye escort kadıköy escort escort bayan maltepe escort sex hikaye yeni seks hikaye gerçek sex hikaye sex hikaye seks hikayeleri sex hikayesi gerçek sex hikayeleri